
İçindekiler
Tazminat istemine ilişkin hükümler Türk Borçlar Kanunumuzda düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre malvarlığında, kazancında yahut kişilik haklarına ilişkin bir zarar gören kişi tazminat isteminde bulunabilir. Maddi tazminat daha ziyade dış dünyaya yansıyan zararları kapsar. Manevi tazminat ise kişiliğine, itibarına yönelik bir saldırıya uğrayan yahut bunlar sebebiyle üzüntü duyan kişilerin başvuracağı bir yoldur.
Haksız rekabet manevi tazminat davası ise haksız rekabetin niteliği gereği Türk Ticaret Kanunu hükümlerinde kendine yer bulur. Bir kişinin haksız fiili sebebiyle müşterileri, kredisi, mesleki itibari, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşan kişi bu zararın tazmini yine ticaret mahkemelerinde bir dava açarak isteyebilir.
Haksız Rekabet Nedir?
Günümüzdeki ekonomilerin büyük bir çoğunluğu bir pazar içerisinde alıcıların ve satıcıların özgürce hareket etmesi prensibine dayanır. Bu pazarda hem alıcıyı hem de satıcıyı rekabet koşulları korur. Ancak bazı durumlarda rekabet, güç dengeleri sebebiyle dürüstlük kurallarına aykırı hale gelebilir. Böyle bir durum ne satıcı ne alıcı ne de devlet için doğru sonuçlar doğuracaktır. İşte bu sebeple kanun koyucu haksız rekabet ortamını düzenleyerek ekonomiyi güçlü ve sürdürülebilir kılmayı amaçlar.
“Haksız rekabet nedir?” sorusunun cevabı da kısaca ticaret hayatında aldatıcı, diğerinin haklarını zedeleyici tarzda reklamlar, afişler veya kampanyalar olarak özetlenebilir.
Haksız Rekabet Şartları ve Unsurları
Haksız rekabet sebebiyle ekonomik zarara veya zarar tehlikesine maruz kalan kişilerin haksız rekabet manevi davası açarak tazminat isteyebilmesi için bazı şartlar düzenlenmiştir. Anılan şartlar şu şekilde özetlenebilir:
- Haksız rekabet eylem, kişilik haklarına dair olmalıdır. Zira somut zararların maddi tazminat konusu olacağı açıktır.
- Bu fiil sebebiyle manevi bir zarar doğmuş olmalıdır. Basit şekilde yapılan, kişinin duygu dünyasında bir zarar oluşturacak kadar ciddi olmayan fiiller tazminata sebep olmaz.
- Duyulan üzüntü yahut yaşanan itibar zedelenmesi fiil sebebiyle olmalıdır. Teknik ifadeyle zarar ve fiil arasında uygun illiyet bağı aranır.
- Fiili işleyen kişinin kusurlu olması gerekmektedir. Bilmeden, hata ile yapılan eylemler sebebiyle kişi tazminata mahkum edilemez. Ancak kusurun derecesi bir şart olarak sayılmamıştır, hakim tazminat miktarını takdir ederken bu hususu da göz önünde bulundurmalıdır.
- Maddi tazminatın oluşup oluşmaması manevi zarar açısından bir şart değildir. Zaten Yargıtay da birçok kararında maddi tazminat şartları oluşmasa dahi manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
Haksız rekabet şartları ve unsurları içerisinde sayabileceğimiz bir diğer husus da arabuluculuk kavramıdır. Hayatımıza son yıllarda giren bu kavram tarafların mahkeme masrafları ve işlemleriyle uğraşmadan, zaman harcamadan haklarına hızla kavuşmasını sağlamak amacıyla çıkarılmıştır. İş hukuku, tüketici hukuku gibi alanlarda bulunan zorunlu arabuluculuk kavramı ticaret davaları için de getirilmiştir. Bu hükme göre arabuluculuğa başvurulmaksızın ya da arabuluculuk süreci tamamlanmaksızın açılan davalar doğrudan reddedilmektedir.
Haksız Rekabet Manevi Tazminat Davası
Tazminat davasında davacı olabilmenin şartlarını yukarıda açıklamıştık. Fakat haksız rekabet manevi tazminat davası bakımından tüzel kişilerin davacı olup olamayacağı tartışmalıdır. Zira gerçek kişiler gibi üzüntü duyamayacakları açıktır. Ancak tüzel kişiliklerin de itibarı ve müşterileri karşısında güvenirlilikleri gibi insana özgü bazı özellikleri vardır. Bu sebeple doktrindeki baskın görüş ve Yargıtay kararlarının büyük bir kısmında tüzel kişilerin de manevi tazminat davası açacağı kabul edilmektedir.
Bir başka husus da manevi tazminatın miktarının nasıl hesaplanacağı sorunudur. Zira maddi tazminat davasında olduğu gibi somut bir zarar yoktur. Burada tazminatın miktarı fiille, yarattığı zararın kişiyi ne derece etkilediğiyle ve fiili gerçekleştiren kişinin kusurluluk derecesi gibi unsurlar dikkate alınarak hakim tarafından bir takdir gerçekleştirilir. Ancak doğal olarak hakimin takdir hakkı da sınırsız değildir. Bu sınırları şu şekilde özetlemek mümkündür:
- Zarara uğrayanın maddi durumu: Sermayesi 100.000 TL olan bir şirketle 1.000.000 olan bir şirketin itibarı zedelendiğinde uğrayacakları zararın eş olmayacağı açıktır. Mali duruma ve zarara dikkat edilmesi bu sebeple önemlidir.
- Zarar fiilini işleyenin maddi durumu: Burada amaç zararın tazminini gerçekleştirmektir. Bunun bir ceza aracı olarak kullanılması doğru değildir. Ayrıca ödeyen kişinin zor duruma düşmesi ve tazminatı alan kişinin de zenginleşmesi engellenmelidir.
- Olayın mahiyeti
- Hak sahibinde yarattığı üzüntü ve öfkenin boyutları
- Zarara uğrayanın kendi kusurunun olup olmadığı
- Zararın meydana gelmemesi için failin almış olduğu tedbir olup olmadığı
- Fiili işleyen tacir veya tacir gibi sayılan biri ise basiretli bir tacir gibi davranıp davranmadığı gibi hususları dikkat alınır.
Son olarak önem arz eden bir konuya değinmek gerekirse, Yargıtay tarafından yerleşik bir şekilde kabul edildiği üzere, üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle, manevi tazminat isteminin bölünmesi ve bir kısmının dava konusu yapılması ve diğer kısmının saklı tutulması mümkün değildir.”
Haksız Rekabet Manevi Tazminat Davası Yargıtay Kararları
Karar 1:
Konuya ilişkin bir Yargıtay kararında davalı taraf davacının tüzel kişi olmadığından hareketle manevi zarara uğrayamayacağını iddia etmiştir. Bunun üzerine Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesi “Haksız rekabet sonucu davacının ekonomik yararı yönünden, zarar veya tehlike ile davalının kusurlu olması yeterli olup, bu halde, manevi tazminat istenebilir. Yararın ihlalinin bir elem veya acıya sebebiyet vermiş olması gerekli olmayıp, tüzel kişiler için iyi ve haklı şöhretin korunması gerekmektedir.” gerekçesiyle manevi tazminata hükmetmiştir.[1]
Karar 2:
Bir başka olayda ise koymaya hakkı olmadığı halde bir ampul markası TSE amblemini ürünlerin paketlerine koymaktadır. Bunun üzerine TSE vekili, ürünlerin kalitesiz olduğu ve TSE gibi önemli bir kurumun itibarını zedelediğini ve onu zarara soktuğu iddiasıyla manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine yapılan yargılamada Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesi Türk Standartları Endüstrisini haklı bularak zararın tazmini yönünde bir karar vermiştir.[2]
Karar 3:
Yargıtay’a yansıyan bir başka olayda ise davacı klozet kapağı makaralarının üretimi ve satışıyla iştigal etmektedir. Tasarımları da Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescillidir. Davacı, davalının 2013/01490 sayılı tasarımının birebir aynını üretip satışını yaptığını öne sürerek yerel mahkemede dava açmıştır. Yapılan yargılama ve bilirkişi incelemeleri sonucu davacının haklı olduğuna ve tecavüzün ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir. Ayrıca 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline hükmedilmiştir.[3]
[1] Y.11.H.D. E. 2006/4006 K. 3778, T. 10.04.2006
[2] Y. 11. HD, E.1989/1874 K. 1989/2383 T. 19.3.1990
[3] Y. 11. HD 2020/2228 E., 2021/6280 K., T. 17/11/2021




