
İçindekiler
İbra sözleşmesi ve ibraya ilişkin hükümler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda ve ilgili mevzuatlarda yer almaktadır. Borçlar Kanunu’nun 132’nci maddesi uyarınca borç doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa dahi bu borç şekle bağlı olmaksızın ibra sözleşmesi ile sona erdirilebilecektir. Alacaklı borçluya karşı alacak hakkından borçlu ile akdettiği ibra akdiyle kısmen veya tamamen vazgeçmektedir. Borçlu ise herhangi bir ifada bulunması gerekmeksizin borçtan kurtulmakta, böylelikle borç sona ermektedir. Burada ibra tek taraflı olarak beyan edilmemekte, borçlunun da rızası alınarak alacak hakkından vazgeçilmektedir.
İbra Tanımı
İbra, borcu ifa olmaksızın sona erdiren sebeplerden biridir; ibranın gerçekleştirilmesiyle borç tamamen ortadan kalkacaktır. Tam ibra sözleşmesinin akdedilmesi halinde borcun tamamı ortadan kalkarken kısmi ibra sözleşmesinin akdedilmesi halinde ibraya konu borç dışında kalan kısım varlığını sürdürmeye devam edecektir. Kanunda hükmedildiği üzere herhangi bir şekle bağlı olmadan taraflarca gerçekleştirilebilecektir.
İbra çeşitlerine göre ivazlı ve ivazsız olarak ikiye ayrılmaktadır. Bir bedel veya eda karşılığından kurulan ibra ilişkisi ivazlı ibra akdine konu olacaktır. Burada ifa edilen kısım borcun tamamını ihtiva etmemelidir. İvaz para ya da başka bir menfaat olarak kararlaştırılabilecektir. Bu ihtimalde kurulan ilişki ibra değil ifa olacaktır. İvazsız ibra ise bir eda ya da ifa olmaksızın kurulan ibra ilişkidir. Bu durumda alacaklı herhangi bir karşılık talep etmeksizin alacağından vazgeçmektedir. İvazsız olarak gerçekleştirilen ibralar bağışlama niteliğinde kabul edilecektir.
İbra, sözleşme niteliğinde olduğundan Borçlar Kanunu’nun sözleşmelerin akdedilmesine ilişkin kuralları burada da geçerlidir. İbra sözleşmesine dair sözleşme ilişkisi kurulduğunda borç sona erecektir. Borçlunun malvarlığında bir artış, pasiflerinde ise bir azalmaya sebep olacaktır. Bu yönden ibra akdi borçlu yönünden kazandırıcı bir işlemdir. Alacak hakkını doğrudan doğruya sona erdirmesi açısından ibra aynı zamanda bir tasarruf işlemi olarak değerlendirilebilecektir. İbra etmek isteyen tarafın bu yönden tasarruf ehliyetine ve yetkisine sahip olması gerekecektir.
İbra sebebe bağlı olarak gerçekleştirilmektedir. Bu sebeple ibranın hukuki sebebini oluşturan işlemin geçersiz olması halinde, ibrada bulunulsa dahi alacak ve borç sona ermeyecek, ibra sözleşmesi hüküm ifade etmeyecektir.
İbra Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları
İbra sözleşmesinin geçerlilik şartlarından ilki alacaklı ve borçlu tarafın alacak hakkının ortadan kalkmasına dair anlaşmalarıdır. Tek taraflı irade açıklaması ibra ilişkisi yönünden yeterli sayılmayacak, tarafların her ikisinin bu konuda muvafakati gerekecektir. Burada icap ve kabul iradeleri ibra akdini geçerli kılacaktır.
İrade beyanları açık veya zımni olabilir. Örneğin borçlu kendisine alacaklı tarafından ulaştırılan ibranameyi uygun bir süre içinde reddetmiyorsa artık alacaklının ibra beyanına muvafakat etmiş sayılacaktır. İrade beyanlarının gerçekleşmesi bakımından alacaklının borçluyu ifaya zorlaması ibra ilişkisi bakımından uygun olmayacaktır. Borçlunun alacaklının yönelteceği ibra beyanına suskun kalması zımni kabul olarak değerlendirilebilecektir. Yargıtay’ın 22. Hukuk Dairesi’nin de kararı* uyarınca miktar içeren ibra sözleşmelerinde, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.
Geçerlilik şartlarından ikincisi tarafların üzerinde tasarruf edebilecekleri, belirli veya belirlenebilir münferit bir alacak hakkı olmasıdır. Alacağın miktarının ibra akdinde belirtilmesi zorunlu değildir. Buradaki alacak hakkı doğmuş ve mevcut bir alacak hakkı olmalıdır. Bu hakkın yalnızca sözleşmeden kaynaklanması gerekli değildir. Alacak hakkı sözleşme ilişkisi haricinde haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya farklı hukuki ilişkilerce doğabilecektir.
Geçerlilik şartlarından üçüncüsü ibra sözleşmesinin taraflarıdır. Bu sözleşmenin tarafları alacaklı ve borçlu olacaktır. İş Hukuku düzleminde ibra sözleşmesinde sözleşme tarafları işveren ve işçi olarak sayılacaktır. Tarafların yanısıra tarafların ehliyeti de bu hususta önem arz etmektedir. Tarafların ibra ilişkisi kurabilmesi bakımından ayırt etme gücüne sahip, ergin, kısıtlanmamış olması yani fiil ehliyeti sahibi olması gerekmektedir. Fiil ehliyetinin yanısıra ibranın tasarruf işlemi olarak sayılması sebebiyle tarafların tasarruf ehliyetine de sahip olması gerekecektir. İbranın ivazsız olması halinde kişinin ayırt etme gücüne sahip olması yeterli olacaktır.
İbra akdi şekil açısından bir geçerlilik şartına tabi tutulmamıştır. Borç doğuran işlem kanunen veya taraf iradesine dayanılarak şekle bağlı yapılmış olsa dahi ibra şekle bağlı olmaksızın gerçekleştirilebilecektir.
İş Hukukunda İbra ve İbra Sözleşmesi
İşçi ve işveren ilişkisinden kaynaklanan işçilik alacakları açısından önem ihtiva eden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420’nci maddesinde belirtilmiş olan “Ceza Koşulu ve İbra” hükmünde işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirlenmesi, ibra veren işçinin imzasının yer alması, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması hükmü şart koşulmuştur. Bu açıdan ibra sözleşmeleri özelinde sıkı şekil şartları mevcuttur. Bu şekil şartları geçerliliğe etki edecek niteliğe sahiptir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420’nci maddesine göre ibra sözleşmeleri şu şartları sağlamalıdır:
- En erken hizmet akdi sona erdikten en az bir ay sonra yapılmalıdır.
- İbra yazılı olmalıdır.
İş Hukukuna ilişkin işçilik alacaklarına ilişkin ibranamelerin adi yazılı şekle uyularak yapılması yeterli sayılacaktır.
- İbra konusu alacağın türü ve miktarının açıkça belirtilmesi gerekir
- İbra ivazlı olmak zorundadır.
- Ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla gerçekleştirilmesi gerekir.
İbra Sözleşmesinin İptali
İbra sözleşmesinin iptali Borçlar Kanunu’nda yer alan iradeyi sakatlayan durumların varlığı halinde istenebilecektir. Yukarıda sayılan haller ibraname imzalayan borçlunun iradesini sakatlayacak şekilde kendisiyle akit ilişkisi kurulması halinde söz konusu olacaktır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İrade Bozuklukları başlığı altında belirtilen maddeleri uyarınca borçlu artık sözleşme ile bağlı olmayacaktır. Borçlu yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisi ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmezse artık sözleşmeyi onamış sayılacaktır.
İbranamenin iptalinin bir görünümü ise sigorta hukukundan kaynaklanan tazminat miktarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan sözleşmeler içindir. Zarar gören kişi kendisine sigorta şirketi tarafından eksik ödeme yapıldığını iddia ediyor ise imzaladığı ibra sözleşmesinin iptalini talep edebilecektir. Burada ibra sözleşmesinin iptalini ayrıca ve açıkça istemeye gerek olmadan dava süreci devam ederken ibranamenin iptaline ilişkin talep ileri sürülebilecektir. Zarar gören kişi anlaşmanın veya uzlaşmanın gerçekleştirildiği tarihten itibaren iki yıllık süre içerisinde bu talebini ileri sürmelidir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.
Yukarıda hukuki açıdan önem ihtiva eden ibra sözleşmesi konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. İbra sözleşmesi hususu oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.
Dipnotlar
*Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2015/20649 E., 2017/28435 K.




