Ceza HukukuFikri Mülkiyet HukukuMarka Hukuku

Marka Taklit Suçu ve Cezası

Yazar Yayın: 4 Ocak 2023Güncelleme: 9 Eylül 2026No Comments14 dakikalık okuma
marka suçları - taklit ürün suçları - uzlaşma ve ceza davası

Marka taklit suçu ve cezası, Türkiye’de tescilli bir markaya iktibas veya iltibas yoluyla tecavüz edilerek kanunda sayılan ticari hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi hâlinde gündeme gelir. Her marka ihlali suç değildir; tescil, taklit, seçimlik hareket, kast ve şikâyet unsurlarının dosyadaki somut delillerde karşılık bulması gerekir.

Marka Taklit Suçu Nedir?

Marka taklit suçu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 30. maddesinde düzenlenen marka hakkına tecavüz suçudur. Gündelik dilde “sahte ürün”, “çakma ürün”, “imitasyon” veya “replika” denilen eşya bu suçla ilişkilendirilebilir. Bu ifadeler ürünü tarif eder; ceza sorumluluğunun hukuki şartlarını ise kanundaki suç tipi belirler.

Kanun, başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas yoluyla tecavüz edilmesini ve bunun belirli ticari hareketlerden biriyle birleşmesini arar:

6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, m. 30/1: “Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.”

Bu düzenleme seçimlik hareketli bir suç kurar. Üretim ve hizmet sunumundan satış, ithalat-ihracat ve ticari amaçlı depolamaya uzanan hareketlerden birinin gerçekleşmesi yeterli olabilir. Aynı ticari akış içindeki birkaç hareketin kaç suç oluşturacağı ise fiilin bütünlüğü ile iştirak, zincirleme suç ve içtima hükümlerine göre belirlenir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, güncel kanundaki suç tarifinin hareketler yönünden sınırını şöyle açıklamıştır:

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/233, K. 2025/307, T. 02.07.2025: “6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 30. maddesinde düzenlenen marka hakkına tecavüz suçunun oluşabilmesi için ise; 1- Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek, 2- Mal üretmek veya hizmet sunmak, satışa arz etmek veya satmak, ithal ya da ihraç etmek, ticari amaçla satın almak, bulundurmak, nakletmek veya depolamak fiillerinden birinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.”

Karardaki olay 2010 tarihinde işlendiği için eski mevzuata göre sonuçlandırılmıştır. Bununla birlikte Kurulun 6769 sayılı Kanun’a ilişkin açıklaması, bugün suçun maddi hareketlerini anlamak bakımından önemlidir. Ceza normu benzetme yoluyla genişletilemez; isnat edilen somut hareketin suç tarihinde yürürlükteki kanun metnine uyması gerekir.

Marka Hakkına Tecavüz ile Marka Taklit Suçu Aynı Mıdır?

Hayır. Marka hakkına tecavüz, ceza suçundan daha geniş bir hukukî alandır. SMK m. 29; markanın izinsiz kullanımını, aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer bir işaretle taklidi, taklit markalı ürünün belirli şartlarla ticarete konu edilmesini ve lisans hakkının izinsiz genişletilmesini düzenler. Bu fiiller tecavüzün tespiti ve durdurulmasıyla zararın giderilmesine yönelik hukuk talepleri doğurabilir.

Ceza sorumluluğunda ise SMK m. 30’un ayrıca aradığı unsurlar bulunmalıdır. Bir işaretin reklamda, alan adında, ticaret unvanında veya karşılaştırmalı reklamda hukuka aykırı kullanılması özel hukuk bakımından marka hakkına tecavüz oluşturabilir. Bu kullanım m. 30’daki iktibas veya iltibas ile seçimlik hareketlerden birine uymadığında ceza normunun dışında kalır.

Bu ayrım, şikâyetin adı veya tarafların fiile verdiği nitelikten bağımsızdır. Ceza hukukunda kanunilik ilkesi gereği suçun unsurları genişletilemez. Bu nedenle marka hakkına tecavüz kapsamında başvurulabilen hukuk yolları, suçun unsurlarından daha geniştir.

Ceza Genel Kurulu, eski KHK ile güncel Kanunu ele aldığı başka bir kararında, hukukî tecavüz fiillerinin ceza suçunun seçimlik hareketleri gibi kullanılamayacağını kabul etmiştir. Kararda hangi kullanımın iktibas veya iltibas olduğunu belirlemek için marka hukukuna başvurulabileceği, fakat ceza hükmündeki hareketlerin başka maddelerle genişletilemeyeceği belirtilmiştir.

Marka Taklit Suçunun Unsurları Nelerdir?

İnceleme, başkasına ait bir marka hakkının varlığından başlar. SMK m. 30/5 uyarınca bu suçlar nedeniyle cezaya hükmedilebilmesi için markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır. Yurt dışındaki tescil Türkiye’deki ceza korumasının yerine geçmez. Sicil kaydı ayrıca suç tarihinde geçerli olmalı ve uyuşmazlığa konu mal veya hizmeti kapsamalıdır.

Ardından iktibas veya iltibas araştırılır. İktibas, markanın aynen veya ayırt edilemeyecek ölçüde alınmasını; iltibas ise işaretlerin bütünsel izlenimi, mal veya hizmet yakınlığı ve ilgili tüketici algısı nedeniyle karıştırılma ihtimali yaratılmasını ifade eder. Kelimeleri yan yana koymak bu karşılaştırmayı tamamlamaz. Görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik; markanın ayırt edici unsuru, ürün sınıfı ve kullanım biçimi karşılaştırmanın eksenini oluşturur.

Suç yalnız fiziksel bir ürüne marka basılmasıyla oluşmaz. Kanun “hizmet sunan” kişiyi de kapsar. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, aynı bölgede aynı turizm hizmetini sunan işletmeler arasındaki uyuşmazlıkta işaretlerin ortalama tüketicide oluşturduğu bütünsel izlenimi değerlendirmiştir:

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2023/14639, K. 2024/5138, T. 13.05.2024: “Dosya içeriğine uygun bilirkişi raporu ve fotoğraflara göre […] sanıkların kullandığı marka ile katılanın tescilli markasının ortalama tüketici nezdinde oluşturduğu izlenim bir bütün olarak değerlendirildiğinde; ortalama tüketiciler yönünden iltibas oluşturacağı anlaşıldığından […] beraatlerine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.”

Kararın sonucu; aynı bölge, aynı hizmet, işaretlerin ayırt edici unsurları, renkler ve bilirkişi incelemesi gibi somut olgulara dayanmıştır. Tescil başvurusu veya işaretlerdeki ayrıntı farkları, tüketicide oluşan bütünsel izlenimle karşılaştırılmadan iltibas hakkında sonuca varılamaz.

Suç tipinin diğer maddi unsuru, m. 30’da sayılan ticari hareketlerden biridir. Ticari amaç şartı kanunda satın alma, bulundurma, nakletme ve depolama için açıkça yazılmıştır. Kişisel kullanım amacıyla ürün satın alan tüketici ile satış stoğu oluşturan işletme bu nedenle aynı konumda değildir. Ürün miktarı ve paketleme biçimi eşyanın niteliğini; ilan, sevkiyat ve işyeri kayıtları ise ticari amacı gösterebilir.

Suç kastla işlenebilir. Tescil, taklit ürün ve ticari hareket bulunsa bile fiilin sanığa bağlanması ve kanuni unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirildiğinin ortaya konulması gerekir. Şirket ortağı, çalışan, depo görevlisi veya taşıyan kişi bakımından ceza sorumluluğu; sıfata değil, fiil üzerindeki bilgi, yetki ve katkıya dayanır.

Taklit Ürün Satmak, Depolamak veya İnternette Sunmak Suç Mudur?

Taklit markalı ürünü satışa arz etmek veya satmak, SMK m. 30/1’de açıkça sayılmıştır. Satışın tamamlanması şart değildir. Ürünün mağaza rafında, katalogda veya e-ticaret ilanında satın almaya elverişli biçimde sunulması satışa arz olarak değerlendirilebilir. İlanın varlığı, ürünü kimin sunduğu ve teslim edilen ürünle ilanın bağlantısı somut delillerle kurulmalıdır.

İnternet ve sosyal medya satışları için farklı bir suç tipi öngörülmemiştir; SMK m. 30’daki unsurlar çevrim içi satışta da uygulanır. İlan URL’si ve kullanıcı hesabı sunumu kimin yaptığını gösterebilir. Sipariş, ödeme ve kargo kayıtları ise hesapla teslim edilen ürün arasındaki bağı kurar. Ekran görüntüsünün delil değeri, içeriğin tarihini ve kaynağını doğrulayan kayıtlarla güçlenir.

Depoda veya araçta taklit ürün bulunması da her durumda aynı sonucu doğurmaz. Güncel kanun, ticari amaçla bulundurma, nakletme ve depolamayı seçimlik hareketler arasında sayar. Bu nedenle satış gerçekleşmeden de suç gündeme gelebilir. Ürün miktarı, fatura, güzergâh ve yazışmalar; kişisel kullanım, eşyayı bilmeden taşıma veya şirketle yalnız şekli bağ bulunduğu yönündeki savunmaların dosyadaki karşılığını ortaya koyar.

Pazaryerindeki kaldırma ve itiraz düzeni, ceza soruşturmasından farklıdır. Platforma yapılan fikri mülkiyet bildirimi ilanı etkileyebilir; savcılık veya mahkeme yerine geçmez. Pazaryerinde taklit ürün ve fikri mülkiyet ihlali bakımından belge seti, satıcı itirazı ve platform süreleri ayrı rejimde incelenir.

Bilmeden Taklit Ürün Satmak Ceza Sorumluluğu Doğurur Mu?

“Bilmiyordum” açıklaması kast tartışmasının başlangıç noktasıdır; sonucu, failin ürünü ve ticari hareketi hangi koşullarda öğrendiğini gösteren deliller belirler. Türk Ceza Kanunu kastı, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olarak düzenler:

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 21/1: “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.”

Kast çoğu zaman failin iç dünyasına ilişkin doğrudan bir kayıtla değil, olayın dışa yansıyan özellikleriyle değerlendirilir. Olağan piyasa değerinden belirgin ölçüde düşük fiyat ve belgesiz tedarik, failin ürünü bildiği yönündeki çıkarımı güçlendirebilir. Ürün miktarı, depolama biçimi ve satış yazışmaları da bu çıkarımın faille bağını sınamaya yarar. Mahkeme, hangi olgunun bilgiyi gösterdiğini gerekçesinde açıklamalıdır.

Yargıtay, internet üzerinden bandrolsüz ve orijinal olmayan bir kitabın satıldığı dosyada marka suçuna özgü kastı ayrıca aramıştır. İşyerinde başka ürüne rastlanmaması ve olayın tek satıştan ibaret kalması Dairenin değerlendirmesinde etkili olmuştur:

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2023/19459, K. 2024/12130, T. 20.12.2024: “Sanığın, şikâyete konu internet satışını kendisinin gerçekleştirdiğine dair beyanı karşısında […] sanığın marka hakkına tecavüz kastı ile hareket ettiğine dair dosya kapsamına göre başkaca delil bulunmadığı…”

Daire, eylemin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu bakımından farklı bir suç oluşturabileceğini ayrıca değerlendirmiştir. Böylece başka bir fikri mülkiyet suçuna ilişkin kastın marka suçunun yerine geçirilemeyeceğini göstermiştir.

Diğer yönde, markette satılan faturasız ürünlerin fiyatı ve nitelikleri failin bilgisini değerlendirmek için kullanılmıştır. Yargıtay, sanığın işi gereği tescilli markayı ve üründeki belirgin farklılıkları anlayabilecek durumda olduğuna ilişkin uzman raporunu gözetmiştir:

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2013/2948, K. 2014/14732, T. 02.07.2014: “Sanığın […] marketi kendisinin işlettiğini kabul etmesi ve toptancıdan aldığını söylediği ürünlerin faturasının bulunmaması ile […] ürünün piyasa satış fiyatları, ürünün nitelikleri, piyasa koşulları dikkate alındığında suça konu ürünün taklit ürün olduğunu bilebilecek durumda olduğunun belirtilmesi karşısında […] beraatine hükmedilmesi…”

İnternet satışı hakkındaki önceki kararla bu karar arasındaki fark, kast incelemesinin neden ürün ve tedarik kayıtlarına dayanması gerektiğini gösterir. Ticari sıfat kastın yerine geçmez; “bilmiyordum” beyanının karşılığı da fatura, fiyat, ürün özellikleri ve satış koşullarında aranır.

Orijinal Ürünü Yetkisiz Satmak Aynı Suç Mudur?

Orijinal ürünü yetkili dağıtım ağı dışında satmak ile taklit marka kullanmak aynı şey değildir. Marka sahibinin kendisi veya izniyle piyasaya sunduğu üründe hakkın tükenmesi, sonraki satışı mümkün kılabilir. Ancak ürünün değiştirilmesi, kötüleştirilmesi ya da markanın itibarını etkileyen biçimde yeniden ambalajlanması hak sahibine müdahale için gerekçe verebilir.

Yargıtay, 27 üründen 26’sının orijinal çıktığı ve satış fişlerinin sunulduğu bir dosyada kalan tek ürün yönünden suç kastının şüpheli olduğuna karar vermiştir:

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/4854, K. 2016/59, T. 11.01.2016: “Geri kalan 26 adetinin ise orijinal ürünler olduğunun tespit edildiği, sanığın, orijinal ürünler sattığına ilişkin ürünlerle ilgili olarak satış fişleri fotokopileri sunması karşısında, suç kastıyla bir adet taklit ürünü bulundurduğu hususunun şüpheli kaldığı…”

Yargıtayın kuşkusu yalnız ürün sayısından kaynaklanmamıştır. Bir adet ürünle de satışa arz veya satış suçu oluşabilir; burada 26 orijinal ürün, sunulan satış fişleri ve kalan tek ürünün tedarik içindeki yeri kastın ispatını zayıflatmıştır.

Marka Taklit Suçunun Cezası Nedir?

Marka ihlali cezası, fiilin SMK m. 30’un hangi fıkrasına uyduğuna göre değişir. Kanunda üç ayrı suç tipi ve tüzel kişi yönünden ek güvenlik tedbiri bulunmaktadır:

Fiil Hapis cezası Adlî para cezası
İktibas veya iltibas yoluyla tecavüz ederek mal üretme/hizmet sunma, satışa arz, satış, ithal-ihracat, ticari amaçla satın alma, bulundurma, nakletme veya depolama 1 yıldan 3 yıla kadar 20.000 güne kadar
Marka korumasını gösteren işareti mal veya ambalajdan yetkisiz kaldırma 1 yıldan 3 yıla kadar 5.000 güne kadar
Başkasına ait marka hakkı üzerinde yetkisiz devir, lisans veya rehin işlemi 2 yıldan 4 yıla kadar 5.000 güne kadar

Birinci fıkradaki hapis ve adlî para cezası alternatif değil, birlikte öngörülmüştür. Tablodaki aralıklar somut dosyada hükmedilecek net cezayı göstermez. Mahkeme suçun işleniş biçimi, kullanılan araç, zaman ve yer, suç konusunun değeri, zarar veya tehlike ile kastın ağırlığı gibi TCK m. 61 ölçütlerine göre temel cezayı belirler; ardından uygulanabilir artırım, indirim ve kişiselleştirme hükümlerini değerlendirir.

Suç bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlendiğinde şirket hapis cezasının faili olmaz. Fiili gerçekleştiren gerçek kişilerin ceza sorumluluğu kişiselleştirilir; özel hukuk tüzel kişisi hakkında ise kanundaki şartlarla güvenlik tedbirleri gündeme gelebilir. İzin iptali veya müsadere için TCK m. 60’taki şartların ilgili tüzel kişi yönünden gerçekleşmesi gerekir.

Adlî Para Cezası Nasıl Hesaplanır?

Kanundaki “yirmi bin güne kadar” ifadesi, yirmi bin Türk lirası anlamına gelmez. Adlî para cezasında önce tam gün sayısı belirlenir. Ardından bir gün karşılığı tutar, kişinin ekonomik ve şahsi hâlleri gözetilerek TCK m. 52 uyarınca 100 TL ile 500 TL arasında takdir edilir. Toplam ceza, gün sayısı ile günlük tutarın çarpılmasıyla bulunur.

Kararda tam gün sayısı ile bir gün karşılığı tutar ayrı ayrı gösterilmelidir. Hâkim ekonomik ve şahsi hâlleri dikkate alarak ödeme için hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yılı aşmayan süre verebilir veya iki yılı geçmeyecek ve en az dört taksitten oluşacak bir taksitlendirme kararı kurabilir. Ödenmeyen adlî para cezasının sonuçlarını infaz hukuku belirler.

Bu nedenle yalnız suç tipindeki üst sınırdan hareketle sabit bir “marka ihlali para cezası” tutarı vermek yanıltıcıdır. Gün sayısı, günlük miktar ve somut dosyadaki ceza belirleme hükümleri bilinmeden net TL sonucu hesaplanamaz.

Marka Taklit Suçunda Şikâyet Süresi Ne Kadardır?

SMK m. 30’da düzenlenen suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Kanunda bu suç için ayrı süre yazılmadığından TCK m. 73 uygulanır. Şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde şikâyet kullanılmazsa soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Yalnız ürünün görülmesi, failin kim olduğunun öğrenilmediği her durumda süreyi başlatmayabilir; öğrenme anı dosyadaki kayıtlarla belirlenir.

Marka sahibi gerçek kişi ise hakkı kendisi veya usulüne uygun temsilcisi kullanabilir. Tüzel kişi marka sahibi olduğunda şirketi temsil yetkisi ve vekâlet zinciri önem taşır. Lisans sözleşmesinin niteliği, şikâyet hakkının lisans sahibine geçip geçmediğini belirler. Yetkisiz şirket çalışanının beyanı veya temsil belgesindeki yerine getirilmemiş bir şart, şikâyet ve uzlaştırma işlemlerini geçersiz bırakabilir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, şirketin satış müdürü olduğunu söyleyen kişinin temsil yetkisinin dosyada belgelenmediği uyuşmazlıkta, hem şikâyet hem uzlaştırma bakımından yetki araştırması istemiştir:

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2020/2316, K. 2021/3685, T. 25.03.2021: “Öncelikle […] adına şikayette bulunan […] kişinin şikayet tarihi itibariyle […] şirketi temsil yetkisi bulunup bulunmadığı hususunun araştırılıp, şirketi temsil yetkisinin bulunmadığının anlaşılması durumda marka hakkı sahibi olan […] ile usulüne uygun uzlaştırma prosedürünün yerine getirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayini…”

Şikâyet Cumhuriyet başsavcılığına veya kanunun kabul ettiği kolluk mercilerine yapılabilir. İlgili tescille şikâyet edilen kişi ve fiil açıkça gösterilmeli; yer, tarih ve temel deliller belirtilmelidir. Ayrıntılı marka ihlali suç duyurusu hazırlığı, bu yazının ceza unsurları odağından farklı bir usul konusudur.

Marka Taklit Suçunda Uzlaştırma Uygulanır Mı?

Evet. Marka hakkına tecavüz suçu şikâyete bağlı olduğundan, Ceza Muhakemesi Kanunu m. 253 uyarınca kural olarak uzlaştırma kapsamındadır:

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 253/1-a: “Şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur: a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.”

Uzlaştırma, tarafların bir müzakere sonucunda edim üzerinde anlaşabildiği ceza muhakemesi kurumudur; şikâyetten vazgeçmeyle veya SMK m. 30/7’deki kaynak bildirme hükmüyle aynı değildir. Dosya yeterli şüphe bulunduğu ve suçun uzlaştırma kapsamında olduğu değerlendirilerek uzlaştırma bürosuna gönderilir. Uzlaştırmacı teklif ve görüşme sürecini kanundaki süre ve gizlilik kurallarıyla yürütür.

Anlaşmanın sonucu edimin niteliğine ve yerine getirilme zamanına göre değişebilir. Edim derhâl yerine getirilirse soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar verilebilir. İleri tarihe bırakılmış, takside bağlanmış veya süreklilik taşıyan edimde kamu davasının açılması ertelenebilir. Kovuşturma aşamasında edim yerine getirildiğinde davanın düşmesi gündeme gelir.

Uzlaşmanın hukuk taleplerine etkisi de önemlidir. CMK m. 253/19, uzlaşmanın sağlanması hâlinde soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamayacağını, açılmış davadan feragat edilmiş sayılacağını düzenler; uzlaşma sırasında tespit edilemeyen veya sonradan ortaya çıkan zararlar için istisna getirir. Bu nedenle uzlaştırma metnindeki edim, kapsam ve ibra etkisi yalnız ceza sonucu bakımından değerlendirilmemelidir.

Ürünün Kaynağını Bildiren Kişiye Ceza Verilir Mi?

SMK m. 30/7, belirli şartlar birlikte gerçekleştiğinde ceza verilmemesini öngörür. Düzenlemenin kapsamı, başkasının markası taklit edilerek üretilmiş malı satışa arz eden veya satan kişiyle sınırlıdır; üretici, ithalatçı, nakleden ya da yalnız depolayan kişi bu fail grubunda yer almaz.

Satıcı veya satışa arz eden kişinin bildirimi sayesinde üreticilerin ortaya çıkarılması ve üretilmiş mallara el konulması sağlanmalıdır. Yalnız tedarikçinin adının verilmesi ya da bir toptancıya ulaşılması bu iki sonucu karşılamaz; üretim yerine gidildiğinde başka mala ulaşılamaması da koşulun gerçekleşmediğini gösterebilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, fatura ibraz edilerek toptancıya ulaşılan fakat üreticinin ve başka taklit malların ortaya çıkarılamadığı dosyada şartların birlikte gerçekleşmediğini kabul etmiştir:

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2020/167, K. 2020/444, T. 05.11.2020: “Marka hakkına tecavüz suçu bakımından […] fail tarafından malın nereden temin edildiğinin bildirilmesi yeterli olmayıp yapılan bildirimle birlikte malı üretenlerin ortaya çıkarılması ve üretilmiş mallara el konulması şarttır.”

Karar, eski KHK dönemindeki aynı içerikli hükme ilişkindir ve güncel SMK m. 30/7’nin metnini de karşılaştırmıştır. Kurul altı üyenin karşı oyuyla sonuca varmıştır. Bu kurumun yaygın biçimde “etkin pişmanlık” diye anılması, kanundaki dar koşulları genişletmez; hükmün sonucu, şartlar oluştuğunda fail hakkında cezaya hükmolunmamasıdır.

Marka Taklit Suçu Nasıl İspatlanır?

İspat tescil kaydından başlar. TÜRKPATENT’ten markanın suç tarihinde geçerli olduğu, sahibi, yenileme durumu ve kapsadığı mal veya hizmet sınıfları belirlenir. Güncel bir sicil ekranı geçmiş suç tarihindeki koruma kapsamını göstermeyebilir; tanınmışlık iddiası da SMK m. 30/5’teki Türkiye tescili şartının yerine geçmez. Devir, süre sonu ve emtia listesi bu nedenle suç tarihi esas alınarak incelenir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2026 tarihli kararında tescil belgeleri ve emtia listesi getirtilmeden kurulan mahkûmiyeti eksik bulmuştur:

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2023/17546, K. 2026/2234, T. 02.03.2026: “Türk Patent ve Marka Kurumundan bu markalara ait tescil belgelerinin onaylı örnekleri getirtildikten sonra yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak […] bu markaların suç tarihi itibarıyla geçerli olup olmadığı ve marka tescil korumasının emtia gurubunu kapsayıp kapsamadığı belirlenerek […] değerlendirilmesi gerekirken eksik kovuşturma ile ve yetersiz bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.”

Karardaki olay eski KHK döneminde yaşanmıştır. Bununla birlikte Türkiye tescili, suç tarihindeki geçerlilik ve emtia kapsamı güncel SMK m. 30/5 bakımından da temel eşiklerdir.

Tescil doğrulandıktan sonra ürün veya hizmet kullanımı işaretle karşılaştırılır. Ele geçirilen ürünün muhafaza edilmesi, fotoğrafların renkli ve denetlenebilir olması, mümkünse orijinal örnekle ambalaj, etiket, güvenlik unsuru, malzeme ve marka yerleşiminin karşılaştırılması gerekir. Ürün elde edilemiyorsa tescil belgesi ve yeterli görsel kayıtla uzman incelemesi yapılabilir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, taklit olduğu ileri sürülen kömür torbalarının korunmadığı dosyada bilirkişi raporunun dayanağını yetersiz görmüştür:

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2020/6579, K. 2021/4469, T. 15.04.2021: “Tescilli bir markanın iktibas veya iltibas yolu ile taklit edilip edilmediğinin tespiti açısından ise; sanıktan ele geçirilen taklit ürünün, varsa ve elde edilmesi olanaklı ise orijinal ürünün, olanaklı olmaması halinde ise […] marka tescil belgelerinin renkli ve onaylı suretleri ile karşılaştırmayı sağlayacak fotoğrafların elde edilerek dosyaya eklenmesi ve bu şekilde bilirkişi raporu ve bu rapora dayanak olan hükmün temyiz denetimine sunulması gerekmektedir.”

Ürünle ilgili tespitlerden sonra fiilin kişiye bağlanması gerekir. İşyeri ruhsatı veya şirket ortaklığı başlangıç noktasıdır; satış, depolama ve sevkiyat kararını kimin verdiği bu kayıtlardan anlaşılamayabilir. Sipariş ve ödeme bilgileri ticari işlemi, kargo kaydı teslimi, kamera veya yazışmalar ise kişinin fiil üzerindeki hâkimiyetini gösterebilir. Hukuka aykırı elde edilen delillerin mahkûmiyette kullanılması ceza muhakemesi bakımından farklı bir sorundur.

Marka sahibi açısından çevrim içi içeriğin kaybolması ihtimali, delilin zamanında ve güvenilir biçimde korunmasını önemli kılar. Ancak özel hukukta marka ihlali delil tespiti ile ceza soruşturmasındaki arama, el koyma ve bilirkişi işlemleri aynı usule tabi değildir.

Taklit Ürünlere El Konulması ve Müsadere Nasıl Değerlendirilir?

Arama, el koyma ve müsadere birbirinden farklı kurumlardır. Arama, suç delilini veya müsadereye tabi eşyayı bulmak amacıyla kanuni yetki ve şartlarla yapılır. El koyma, eşyanın geçici olarak devletin muhafazasına alınmasıdır. Müsadere ise mahkemenin hükmüyle eşya üzerindeki mülkiyetin kamuya geçirilmesi sonucunu doğurur.

Taklit markalı ürünün kendisi, ambalajı ve suçta kullanılan araçlar bakımından TCK m. 54 uygulanabilir. İyi niyetli üçüncü kişiye ait eşya, orantılılık ve yalnız belirli kısmın suçla bağlantılı olması gibi sınırlar ayrıca incelenir. Ürünün soruşturma sırasında ele geçirilmiş olması, nihai müsadere kararının verildiği anlamına gelmez.

Hukuk davasındaki el koyma ve imha talepleri SMK m. 149’a dayanır. Marka sahibi tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünlere ve bunların üretiminde münhasıran kullanılan araçlara el konulmasını, belirli şartlarla mülkiyet hakkı tanınmasını, markaların silinmesini veya tecavüzün önlenmesi için kaçınılmazsa imhayı isteyebilir. Bu özel hukuk talepleri ceza müsaderesinden farklı gerekçe ve usule tabidir.

Gümrükte durdurma da aynı kavram değildir. Fikri ve sınai hakları ihlal ettiği düşünülen eşya 4458 sayılı Gümrük Kanunu uyarınca alıkonulabilir veya işlemleri durdurulabilir. Bu tedbir eşyanın gümrükteki işlemini etkiler; ceza mahkûmiyeti için marka tescili, ürün ve fiil yönünden inceleme sürer.

Ceza Soruşturması ile Hukuk Davaları Birlikte Yürüyebilir Mi?

Evet. Aynı taklit ürün olayı ceza soruşturmasıyla birlikte marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması, giderilmesi ve tazminat taleplerine konu olabilir. İki yolun amacı, tarafları, ispat ölçüsü ve sonuçları aynı değildir. Ceza dosyasında sanığın kanuni suç tipini kasten gerçekleştirdiği araştırılır; hukuk davasında tecavüzün varlığı, önlenmesi ve doğan zarar öne çıkar.

SMK m. 149 uyarınca hak sahibi tecavüzün tespitini, muhtemel tecavüzün önlenmesini, devam eden fiile son verilmesini, sonuçların kaldırılmasını ve zararının tazminini isteyebilir. SMK m. 150 ve 151; fiili kayıp, yoksun kalınan kazanç ve markanın itibarındaki zarar bakımından özel kurallar içerir. Ele geçirilen ürün sayısı zararın tamamını açıklamaz. Kusur, nedensellik, seçilen hesap yöntemi ve ticari kayıtlar tazminat tutarına doğrudan etki eder. Ayrıntılı marka ihlalinde tazminat ve seçimlik haklar ayrı bir değerlendirme gerektirir.

Ceza dosyasında beraat verilmesi hukuk davasını her durumda aynı sonuçla bitirmez. Beraat gerekçesi önemlidir. Fiilin sanık tarafından işlenmediğinin kesin tespiti ile kastın ispatlanamaması veya ceza normundaki seçimlik hareketin bulunmaması aynı değildir. Hukuk hâkiminin ceza kararı ve maddi olgularla bağlılığı Türk Borçlar Kanunu m. 74 çerçevesinde değerlendirilir.

Uzlaşma sağlanmışsa CMK m. 253/19’un tazminat davasına etkisi ayrıca gözetilir. Platform bildirimi ilanı, gümrük tedbiri eşyayı, ceza şikâyeti ise soruşturmayı konu alır; devam eden tecavüzü durdurmaya yönelik özel hukuk koruması bunlardan ayrı yürür. Marka davaları ve sonuçları genel hukuk yollarının çerçevesini tamamlar.

Marka Taklit Suçunda Görevli Mahkeme Hangisidir?

SMK m. 156’ya göre bu Kanunda öngörülen davalarda görevli mahkemeler fikri ve sınai haklar hukuk mahkemeleri ile fikri ve sınai haklar ceza mahkemeleridir. Bu ihtisas mahkemelerinin kurulmadığı yerde Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen asliye hukuk veya asliye ceza mahkemesi görev yapar. Ceza soruşturması Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yürütülür; dava açıldığında görevli ceza mahkemesi önüne gelir.

Yer yetkisi, isnat edilen fiil ve bağlantı noktalarına göre ceza muhakemesi hükümleriyle belirlenir. İnternet satışı, kargo hareketi, depo ve ödeme gibi olgular birden fazla yerle bağlantı kurabilir. Hukuk davasının yetki kuralları ise SMK m. 156’daki özel düzenleme ve talebin niteliği doğrultusunda ayrı incelenir.

Taklit ürünle birlikte kaçakçılık, eser hakkı veya başka bir suç iddiasının bulunması görev ve içtima tartışması doğurabilir. Araçta ele geçirilen sahte olduğu ileri sürülen matkaplar hakkında yalnız kaçakçılık davası bulunduğu için marka soruşturması kapatılmış; Yargıtay iki suçun unsurlarının farklılığına dikkat çekmiştir:

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2026/121, K. 2026/3022, T. 23.03.2026: “556 sayılı KHK’da unsurları yazılı marka hakkına tecavüz suçları ile kaçakçılık suçlarının unsurları birbirinden farklı eylemleri içermekte, adı geçen maddelerde farklı ceza hükümleri öngörülmekte, yargılama usulleri de farklılıklar arz etmektedir.”

Daire kanun yararına bozma yolunda soruşturmanın sürdürülmesi gerektiğine karar vermiştir; bu karar marka suçunun oluştuğuna ilişkin nihai mahkûmiyet değildir. Aynı ürünün birden çok hukuk normuyla ilişkisi, suçların unsurları ve içtima kuralları karşılaştırılarak çözülür.

Marka Uyuşmazlığında Hukuki Destek Hangi Alanları Kapsar?

Marka taklit iddiasında ilk değerlendirme ürün benzerliğiyle sınırlı kalmaz. Sicil ve temsil kayıtları hakkı kimin kullanabileceğini gösterir. Ürünle ticari kayıtlar iktibas veya iltibasın hangi fiille birleştiğini, kişiye özgü deliller ise kastı aydınlatır. Şikâyet süresi ve delilin hukuka uygunluğu da soruşturmanın ilerleyişini doğrudan etkiler.

Hak sahibi yönünden ceza şikâyeti ile hukuk davası aynı sonucu sağlamaz; ihtiyati tedbir, pazaryeri bildirimi ve gümrük koruması da farklı müdahale noktalarına sahiptir. Satıcı veya şirket açısından tedarik ve ödeme kayıtları ürünün kaynağını, görev dağılımı ise fiilin kime bağlanacağını gösterebilir. Uzlaştırma anlaşması kurulurken ceza dosyasındaki sonuç kadar tazminat taleplerine etkisi de hesaba katılır.

Bir marka avukatı uyuşmazlığın hukuk ve ceza sonuçlarını tescil kayıtları ve delil zinciri üzerinden inceleyebilir. Uygun hukukî yol, ürünün niteliği ile taraf, fiil, süre ve belge yapısına göre belirlenir.

Taklit Ürün Satmanın Cezası Kaç Yıldır?

İktibas veya iltibas yoluyla marka hakkına tecavüz ederek taklit ürünü satışa arz eden ya da satan kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası öngörülür. Net ceza, olayın özellikleri ve cezanın bireyselleştirilmesi hükümlerine göre mahkemece belirlenir.

Marka İhlali Para Cezası Ne Kadardır?

Marka taklit suçunda sabit bir TL cezası yoktur. Mahkeme önce gün sayısını, sonra TCK m. 52 uyarınca bir gün karşılığı 100 TL ile 500 TL arasındaki tutarı belirler. Toplam adlî para cezası bu iki değerin çarpımıdır.

Taklit Ürün Suçu Şikâyete Bağlı Mıdır?

Evet. SMK m. 30’daki suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Genel şikâyet süresi, hak sahibinin fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı aydır; şikâyet ve temsil yetkisi somut kayıtlardan doğrulanır.

Taklit Ürün Uzlaşma Kapsamında Mıdır?

Marka hakkına tecavüz suçu şikâyete bağlı olduğundan kural olarak uzlaştırma kapsamındadır. Uzlaştırmanın sonucu, kararlaştırılan edime ve yerine getirilme biçimine göre ceza dosyasını ve belirli tazminat taleplerini etkileyebilir.

Replika veya İmitasyon Ürün Satmak Suç Mudur?

Replika veya imitasyon sözcükleri ürünün piyasadaki tanımını gösterebilir. SMK m. 30 kapsamındaki suç için Türkiye’de geçerli tescil, iktibas veya iltibas, kanundaki ticari hareket, kast, şikâyet ve bunları doğrulayan deliller aranır.

Bilmeden Taklit Ürün Satmak Cezayı Kaldırır Mı?

Bilmediğini söyleyen kişinin beyanı önce tedarik ve satış kayıtlarıyla karşılaştırılır. Fiyat, ürün özellikleri ve mesleki deneyim de kişinin ürünü tanıyıp tanıyamayacağını gösterebilir. Bu deliller kast konusundaki şüpheyi gidermezse ceza mahkûmiyeti kurulamaz.

Tescilsiz Marka Taklit Suçuna Konu Olur Mu?

SMK m. 30 uyarınca cezaya hükmedilebilmesi için markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır. Tescilsiz işaret başka hukukî korumalardan yararlanabilir; fakat marka taklit suçunun ceza koruması bu yollarla genişletilemez.

Orijinal Markalı Ürün Satmak Suç Mudur?

Orijinal ürünün yetkili dağıtım ağı dışında yeniden satılması, taklit ürün satışıyla aynı değildir. Ürünün gerçekten orijinal olması, marka sahibi veya izniyle piyasaya sunulması, sonradan değiştirilip değiştirilmediği ve haklı sebep bulunup bulunmadığı ayrıca incelenir.

Av. Erkam Yılmaz

Avukat Abdullah Erkam Yılmaz, 10 yılı aşkın süredir iş hayatının içinde yer almakta, çeşitli girişimlere öncülük etmekte ve müvekkillerine iş dünyasının içinden gelen bir avukat olarak hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmetleri sağlamaktadır. İstanbul 1 No'lu Barosu'na (Sicil No: 77061) bağlı olarak avukatlık faaliyetlerini yürütmekte olan Yılmaz, başta KVKK, Bilişim Hukuku, Fikri Mülkiyet Hukuku, Ticaret Hukuku, Marka Hukuku, Patent Hukuku, Telif Hukuku, Alan Adları Hukuku, Yabancılar Hukuku, Ceza Hukuku, İdare Hukuku, Sözleşmeler Hukuku olmak üzere hukukun tüm alanlarında etkin uyuşmazlık çözümü gerçekleştirmekte, müvekkillerinin hak ve menfaatlerini etkin bir şekilde korumak adına önleyici hukuki danışmanlık yapmakta, dava takibi ve uyum yönetimi işlemlerini gerçekleştirmektedir. İçerikler genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık, öneri veya teklif yerine geçmez. LinkedIn YouTube WhatsApp E-posta

Scan the code